Felsefe ile Psikoloji arasında gidip gelen Psikoterapistler

Psikoterapinin psikoloji veya felsefe disiplini kapsamında dikkate alınıp alınmayacağı, her zaman  tartışmalı bir konu olmuştur. Freud, 1914 yılında yayımlanan “Rüya Yorumu” (Traumdeutung) isimli eserinin ikinci basımının önsözünde, eserinin 1900 yılındaki ilk basımının özellikle kültür ve felsefe bilimleri çevrelerinde yankılanarak beğeni gördüğünü ancak, tıp alanındaki doktor meslektaşları arasında psişik hastaların tedavisine yönelik yeni konseptine çok az ilgi gösterilmiş olmasından dolayı büyük üzüntü duyduğunu belirtmiştir.

O tarihten günümüzde çok sayıda farklı psikoterapi ekolü ve görmezden gelinemeyecek kadar geniş kapsamlı danışmanlık yaklaşımları ortaya çıkmıştır. Psikoterapi, Türkiye'de akademik bir disiplin olarak henüz daha kurumsallaştırılamamıştır. Psikoterapinin bir bilim dalı olarak onaylanmasına yönelik sorunlar hâlen devam etmektedir. Ayrıca psikoterapi yöntemlerinin kurucularının büyük çoğunluğunu "felsefeyle uğraşan doktorlar ve psikoterapistler" oluşturmaktadır. Bu kapsamda, bir kaçının ismini dile getirmek gerekirse, yirminci yüzyılın ilk yarısında Frankl, Binswanger ve Boss, ardından Satir, R. May ve Simon söylenebilmektedir.

Örnek verdiğimiz bu isimler, psikoloji alanında elde edilen bilimsel sonuçları, belirli felsefi kuramlarla birleştiren terapistlerdir. Bu nedenle, psikoterapi teorisi bir sınır bölgesinde bulunmaktadır. Psikoterapi, psikolojideki ve felsefedeki nedenleri araştırır ancak yönünü, pratikte edinilen deneyimlere odaklanarak belirler.

Viktor Frankl, varoluş analiziyle ortaya konulan teorik köken yardımı ve logoterapi uygulamasının tanımıyla, antropoloji temelli ve felsefi yansıtmalı bir psikoterapi kurma yaklaşımını birleştirmiştir.

Logoterapi’nin etkili olduğu alanlar

Frankl'a göre logoterapisi bir yandan "spesifik olmayan psikoterapi" (unspezifische Psychotherapie) sunarken, diğer yandan antropolojik varoluş analizi konseptiyle yakın bağlantılı olması ve "tıbbi manevi bakım" (ärztliche Seelsorge) özellikleri göstermesi nedeniyle, psikoterapinin ötesine geçerek "spesifik" olma özelliği kazanmaktadır. Viktor Frankl’e göre logoterapi ve varoluş analizi bir psikoterapi ekolünden çok daha fazladır.

Frankl, nevroz teorisini "Nevrozların Teori ve Tedavisi" (Theorie und Therapie der Neurosen) başlığı altında sunmuştur. Bu eserinde, nevrozların teorisi ve tedavisindeki ve uygulama sırasında psikoterapideki sistematiği ve kazuistik (Kasuistik) yöntemlerini göstermiştir. Ayrıca logoterapinin endikasyonlarına ilişkin ve "tıbbi manevi bakımı" (ärztliche Seelsorge) uygulamasına ne zaman başlanacağına yönelik sorular konusunda açıklayıcı ve yararlı bilgiler vermiştir.

Psikiyatrik Bozukluk Durumları ("Psikojen" / "reaktif" Nevrozlar)

Frankl, “psikojen” yani “reaktif” nevrozlar („psychogenen“ bzw. „reaktiven“ Neurosen) olarak öncelikle anksiyete ve obsesif kompülsif bozuklukları görmektedir. Ayrıca bu kapsamda, aşırı niyet/aşırı zorlama (Hyperreflexion) olarak meydana gelen bozuklukları (Frankl, bu kapsama öncelikli olarak “cinsel nevrozları” dahil etmiştir) ve organik veya sosyal kaynaklı olmayan diğer bozuklukları görmektedir.

Frankl'e göre, korku nevrozu “korkmaktan korkma” (Angst vor der Angst) şeklinde tanımlanabilir ve bu durum aynı korkudan kaçmaya neden olur. Bu durum da korkunun daha da artmasına yol açar. Bu yüzden tedavi edilmediği sürece, anksiyete bozukluğu sürekli daha da kötüleşme eğilimi gösterir.

Korkmaya neden olan bağımsız bir durumdan (örneğin asansördeyken aniden bir sıkışma hissine kapılma gibi) kaynaklanan kötü anılar ve diğer olumsuz deneyimler oluşmasına neden olabilmekte ve bu ilk deneyim, bu durumun yeniden oluşmasına yönelik semptomların geliştirilmesine yol açabilmektedir. Bu durum da "korkmaktan korkma" korkusunun oluşmasına neden olabilmektedir. "Korkmaktan korkma" korkusu, zamanla bu semptomların sürekli tekrarlamasına ve bir kısır döngüye dönüşmesine yol açar. “Korku beklentisi” zamanla bağımsız hale gelerek, şiddet seviyesi giderek artan bir reaksiyon modeline dönüşebilmektedir.

Frankl'e göre, obsesif kompülsif bozukluğa sahip olan insanlar, her ne kadar kendi düşüncelerinden ve eylemlerinden bazılarının mantıksız olduğunun farkında olmalarına rağmen, obsesif düşüncelerini önlemekte zorlanır ve bunlarla sürekli savaşmak zorunda kalırlar. Aktif kaçınma girişimleri, korkulan olguya yönelik korkuların daha da artmasına yol açar.

Frankl'e göre, Hyperreflexion kısır döngüsünü örneklemek için, özellikle organik kaynaklı olmayan cinsel bozukluklar ve bazı uyku bozuklukları (insomniya) oldukça uygundur.

Frankl, bir davranışın veya tutumun belirli bir etkisinden kaçınan insanların, aslında sürekli kaçındıkları ve kendilerine odaklandıkları için, bu etkiyi henüz tecrübe dahi edemediklerini belirtmektedir. Olması beklenenden kaçtığında, ilgili kişi zamanla kaçınma davranışlarını büyütür ve bunu önlemeye yönelik davranışlarını daha da arttırır, bu durumda daha fazla başarısızlığa yol açar. Obsesif kompülsif bozuklukta olduğu gibi benzer şekilde, bir şeyi yapmamaya odaklanmak, sonunda bir kısır döngünün oluşmasına neden olabilir.

Psikosomatik Bozukluklar

Psikosomatik bozukluklar, tıp biliminde “somatoform” bozukluklar olarak adlandırılırlar. Somatoform bozukluklarda baş gösteren organik şikayetlere, psikolojik kökenli rahatsızlıkların neden olduğu öngörülür. Frankl, her hastalığı psikolojik nedenlere bağlamanın yanlış olabileceği kadar, psikolojik acıları da belirli faktörlere bağlamanın da bir o kadar yanlış olabileceğini belirtmektedir. Öte yandan Frankl, psikolojik stabilite veya labilite’nin (psychische Stabilität oder Labilität) bağışıklık sistemi üzerinde çok önemli etkileri olduğuna katılmaktadır. Sık karşılaşılan psikosomatik kaynaklı bozukluklar arasında yemek yeme bozuklukları, mide ağrıları, migren veya astım rahatsızlıkları bulunmaktadır. Bu rahatsızlıkların nedenleri, organik problemler olabileceği gibi, benzer şekilde psikolojik nedenlerden de kaynaklanabilmektedirler.

Noojen Nevrozlar

Frankl'a göre "Noojen Nevrozlar", "hayatın anlamsızlığının"  bir işareti olarak "varoluşsal boşluk" (existentielles Vakuum) şeklinde anılan durum nedeniyle oluşmaktadır. Çoğu insan, yaşamın anlamıyla ilgili bu soruyu bilinçli veya bilinçsiz olarak çözdükleri ve yaşamı bir şekilde anlamlandıkları için, bu varoluşsal boşluktan rahatsız olma sorununu yaşamazlar. Uzun süren kendini boşlukta hissetme duygusu, hastalıkların ve bağımlılıkların oluşmasına yol açabilmektedir.

Victor Frankl ve Elisabeth Lukas tüm psişik bozuklukların yaklaşık olarak yarısının bir "noojen nevrozla" ilişkili ve bağlantılı olduğunu belirtmektedirler. Frankl, "Noojen" (Noogenen) ve "Noetik"( Noetischen) ifadelerini "nous" (Yunanca: Ruh) kelimesinden türetmiştir. Bu nedenle, "noojen nevrozu" aynı zamanda "psiko-noetik rahatsızlıklar" (psychonoetische Leiden) şeklinde de tanımlamaktadır.

Zor durumdaki insanlar

Spesifik olmayan bu endikasyon alanı, logoterapistlere geniş bir çalışma alanı sunarak çeşitli nedenlerle kişisel kriz durumunda bulunan insanlar için uygundur.

Frankl, "Trajik üçlü" (tragische Trias) kavramını, insanların büyük çoğunluğunun yaşamları boyunca karşı karşıya kaldıkları ve genellikle kriz durumuna girmelerine etki eden baskın deneyimleri (acı, suçluluk ve ölüm acıları) tanımlamak için kullanır. Logoterapi, özellikle katlanılması zor yaşam şartlarıyla karşılaşan insanlar için oldukça uygundur. Çünkü danışan kişinin içerisinde bulunduğu durum kayıt altına alınır ve tutum modülasyon yoluyla, ilgili kişinin hayatına entegre edilir. Bu sayede, ilgili kişiye içinde bulunduğu zorlu şartlara rağmen, kendi hayatını yeniden şekillendirme cesareti verilir.

Danışanların yaşadıkları üzücü deneyimler genellikle, kişinin eşini veya çocuğunu kaybetmesi, ayrılık, boşanma veya yaşamdaki kadersel önemli değişiklikler gibi olaylar olabilmektedir.

Psikozlar

Frankl, psikozların psikoterapi yoluyla tedavi edilmeye ve iyileştirilmeye çalışılmasını tavsiye etmemektedir. Frankl, şizofreninin büyük ölçüde genetik olduğunu gösteren araştırma sonuçlarını, yakından takip etmiştir. Psikolojik ve davranışsal olgular, nörolojik ve psikiyatrik olarak tedavi edilmesi gereken bir somatik anomalinin sonuçları olabilmektedir. Bu varsayım, günümüzde gerçekleştirilen ileri araştırmalarla doğrulanmıştır. Frankl, bu nedenle psikoz durumunda psikoterapi uygulanmasını reddeder.

Ancak, psikoz durumlarında logoterapi uygulanması mümkündür. Varoluş analizinin antropolojik konseptinde, psişik rahatsızlığına rağmen insanın sağlıklı bir bölümünün ("tinsel boyut") daima mevcut olduğu kabul edilir. Psikozların tedavisinde "kaderin şekillendirilmesi"(Gestaltung des Schicksals), bir başka deyişle “hasta durumdaki insan ile insandaki hastalığın arasındaki çatışma” odak noktasıdır. İlgili kişi, terapinin bir parçası olarak sağlıklı olan yanlarını ve kaynaklarını kullanmayı öğrenmeli ve bu sayede, tekrardan baş gösteren semptomları erkenden fark etmeli ve bunlara karşı gereken önlemleri alarak, kendini korumayı başarmalıdır.

Ayrıca, kişinin içerisinde bulunduğu ruhsal engele yönelik olarak, hastalığın seyrinin belirsizliği ile yaşayabilmesine yardımcı olabilecek bir tutum geliştirilmesi gerekmektedir. (Frankl, bu duruma örnek olarak, yıllardır akustik halüsinasyonlar yaşayan bir yaşlı kadından bahseder. Yaşlı kadın, Yaşıtlarının yaşamış olduğu işitme kaybı yaşamaktansa halüsinasyonları tercih ettiğini söylemektedir. Her ne kadar akustik halüsinasyonların oluşmasının veya yokluğunun söz konusu kişinin işitme yeteneğiyle hiçbir ilgisi olmasa da, bu durum yaşlı kadının "artık hiç bir sesi duyamayan" diğer yaşlı insanlarla tanışmasına vesile olmuştur).

Somatik Hastalıklar

Frankl'e göre, somatik bozukluklarda da hekimin hastasına "tıbbi manevi bakım" sağlaması gerekmektedir. Hastanın durumunun uzun süreli, kronik veya ölümcül olması halinde ise gereken psikoterapi önlemlerinin alınması önerilir. Logoterapi, bu kapsamda özellikle koruyucu ve yararlı etki gösterebilmektedir. Çünkü söz konusu acı ve ıstıraplar yaşam tarzına entegre edilir ve bastırılmaya çalışılmaz. Katlanılması zor yaşam şartlarıyla karşılaşan insanlara sağlanan danışmanlık ve psikoterapi hizmetine benzer şekilde, danışan kişinin hastalığı kabul etmesi ve bu hastalığa rağmen yaşamını sürdürmeye devam edebilmesi ve kalan özgürlüklerini kullanabilmesine yönelik değerler analizi gerçekleştirilir.

Logoterapi: Metodik yaklaşımlarla anlam merkezli bir psikoterapi yöntemidir

Frankl, kriz durumundaki insanlara yardım etmenin tek yolunun logoterapi olmadığını vurgular. Ancak logoterapi dışında birçok psikoterapi ekolünün, "insanlık dışı" (subhumanistischer) ve indirgemeci (reduktionistischer) fikirlerin sürekli empoze edildiği sözde "psiko-trojenik nevroza" (psychiatrogenen Neurose) yol açabilen farklı psikoterapi yöntemlerinin de mevcut olduğunu vurgulamaktadır. (Burada psikanalize atıfta bulunulmaktadır.)

Frankl, Freud'un psikoterapi uygulamalarınına sunmuş olduğu katkıyı kabul etmesine karşın, insanları sadece "dürtü çatışma kuramı”’na indirgeyeren bir kuram olan psikanaliz hakkında uyarılarda bulunmuştur. Frankl, psikanaliz sürecinde başlangıç sırasında hissedilen rahatsızlık durumundan kurtulmak yerine,  korkuları giderek artan bir meslektaşının durumunu anlatmıştır. Benzer şekilde, yanlış psikoterapi yöntemlerinin uygulanması nedeniyle, kendisini daha iyi hissetmek yerine, aksine "nevrotize" olan ve terapiden sonraki durumları, tedavinin başlangıcından çok daha fazla yaşamsal bir sorun haline dönüşen insanlar da vardır.

Freud'un "arzu dürtüsüne" (Trieb zur Lust) ve Adler'in "güç dürtüsüne" (Trieb zur Macht) karşı, Frankl'ın "anlam istenci" yaklaşımı antropolojik konseptine karşılık gelmektedir. Anlamın çekiciliği, yaşamın gerçek dinamiğidir ve dürtüleri anlamsız hale getirir. Frankl, bireyin belirlediği bir anlamı kabul etmesinin insanı özgür ve sorumlu kıldığını ve ruhsal aygıtın deterministik bir konsepti (deterministische Konzeption) olmadığından bahseder. Anlam bulma isteği, sadece yaşamı aktif olarak şekillendirmeye yönelik değil, aynı zamanda acı ve ıstırapların üstesinden gelmeye yönelik olarak da kullanılabilecek bir enerji içerir.

Psikoterapi yoluyla, ıstırap ve acılardan kurtulma niyeti ve insanlarda anlamlandırma isteğinin bulunduğu varsayımı, logoterapiye şu şekillerde yansımıştır;

 İlgili bozukluğun nedensel sebepleri aranmaz, aksine yardım arayan kişinin yaşam kalitesinin mümkün olan en kısa sürede iyileştirmesine yardımcı olmak için semptomların çözümlenmesine gayret edilir.

 Derefleksiyonda (Dereflexion: düşüncelerin bir başka noktaya odaklanmasında), özellikle “Tutum Modülasyonu” oldukça karmaşık bir yöntemdir.  Frankl, bu nedenle psikoterapi ifadesini değil, aksine "tıbbi manevi bakım" ifadesini kullanır. Tutum modülasyonu, özellikle ayrı ayrı tespit edilmeleri gereken değer gerçekleştirme seçeneklerinin (Werteverwirklichungsmöglichkeiten) belirlenmesiyle ilişkilidir. Yöntem olarak tutum modülasyonu, Frankl'ın değer teorisi ve diğer varoluş odaklı yaklaşımlarıyla örtüşmektedir.

Frankl'a göre, "tıbbi manevi bakım" uygulamasının amacı, insanların kaderin neden olduğu acılara dayanabilmesini ve katlanabilmesini sağlamaktır. Acı çekebilme yeteneği, burada tutum modülasyonu olarak belirtilen adımın gerçekleştirilmesidir. Hem Jaspers hem Freud hem de Bally, hastaların psikoterapistten beklediklerinin, eskiden rahipler tarafından yerine getirilen görevlerle eş gördüklerini belirtmişlerdir.

 (Frankl, terapinin hoşa giden veya prensip itibarıyla çevrede herhangi bir soruna yol açmayan bir uygulama olması gerektiği görüşünü savunmamaktadır. Tam aksine psikanalizi, yaşamın somut sorunlarına yönelmek yerine hastayı özellikle çaresizlik ve umutsuzluk içerisine düşüren indirgemeci (Reduktionismus) bir yaklaşım sergilemekle suçlamaktadır.

Logoterapisinde, sadece söz ile belirtilen ifade edilen kelimeler değil, aynı zamanda ilgili bireyin çeşitli terapi yaklaşımlarıyla tespit edilen duygu ve düşünce kalıpları ile modelleri de dikkate alınır.

Varoluş analizi özgürlük ve tinsel temelleri bakımından kısıtlamadığı sürece, oldukça ucu açık ve geniş kapsamlı bir yöntemdir. Logoterapi bu bağlamda her daim bu ilkelere bağlı kalınarak geliştirilebilmektedir.

Abdullah ÖZER

(Sosyal Hizmet Uzmanı, Klinik Psikoloji Uzmanı, Aile Danışmanı)

Ebru ÖZER

(Uzman Psikolog, Felsefeci, Aile Danışmanı)

KAPAT
ÖN KAYIT FORMU
Formu doldurun en kısa süre içerisinde biz sizi arayalım