Logoterapi: Varoluş felsefesi ve fenomenolojisinin felsefi bir temel olarak değerlendirilmesi.

Kullanılan terminolojinin kolayca anlaşılabilir olmaması nedeniyle, Viktor Frankl’ın logoterapisi ve varoluşçu analizini anlamak, felsefeyle ilgilenmeyen insanlar için başlangıçta biraz zaman alır. Bunun nedeni ise, logoterapi’nin yönteminin felsefi temellere dayanmasıdır. Varoluş analizi temel olarak, varoluş felsefesine ve fenomenolojisine dayanır (Frankl,1925;1938; 1967; 1975). Varoluş analizinin merkezinde varoluş kavramı yer alır.

Logoterapi ve varoluş analizi nedir? Kimler için faydalıdır?

Bir bütün olarak dikkate alınan "Logoterapi ve Varoluş Analiz" kavramı, 1948 yılından bu yana psikoterapinin "Üçüncü Viyana Ekolü" olarak tanımlanır (Bu ekollerden birincisi, Sigmund Freud'un psikanaliz yöntemi diğeri ise, Alfred Adler'in bireysel psikolojisidir). Psikoterapinin "Üçüncü Viyana Ekolü" olan logoterapi ve varoluş analizinde, insanda tinsel (Geist) bir varlığın bulunduğu kabul edilir. İnsan, kendi "geist" kökeninden anlam arayışı içerisindedir. Bu bağlamda insan, anlam arayışı içerisinde olup değer gerçekleştirmeye odaklanır.

Logoterapi anlam odaklı bir psikoterapidir. Logoterapi insanın geist’ına ulaşmaya ve insanın içerisinde saklı olan bu geist’ın kuvvetlerini harekete geçirmeyi hedefler. Logoterapide insan kavramı psikolojinin ötesinde ele alınır. 

Logoterapi kelimesi, ilk olarak 1926 yılında Viyanalı nörolog ve aynı zamanda bir felsefe doktoru da olan Dr. Viktor E. Frankl (1905 – 1997) tarafından dile getirilmiştir. Frankl, 1933 yılında tamamlayıcı bir tanım olarak "Varoluş Analizi" kavramını şekillendirmiştir. Varoluş analizi hem logoterapinin antropolojik temellerini oluşturur hem antropolojik bir felsefi araştırma alanı ortaya çıkarır hem de teşhis amaçlı bir uygulama alanı sağlar.

"Logoterapi" kelimesi grekçe "lógos" (anlam) ve "therapeúein" (terapi) kelimelerin birleşimi sonucunda oluşmuş ve "Anlam Terapisi" demektir.  İnsanoğlu, doğuştan var olan "anlam isteğiyle" donatılmış, üç boyutlu bir varlık olarak "beden, ruh ve geist (tin) birliğinden" oluşur ve kendi hayatının nihai anlamını araştırır. İnsan, kendi manevi dünyasında "bir durumun sürekli olarak kendisini mevcut anının anlamını keşfetmeye ve yapılması gerekeni gereğine uygun şekilde yapmaya yönelik olarak çağırdığını” hisseder. Bu sayede, iyileşmeye yönelik bir adım atılmış olur.

Sören Kierkegaard'ın felsefesine dayanan varoluşta, insana özel temel ve esas olarak tanımlanan varoluş kapsamında, insana ilişkin olarak şunlar ifade edilir:

  • İnsan, özgürken ve sorumluluk altındayken şu veya bu şekilde karar verebilir. (hem anlamlı olana karar verebilir, hem de anlamsız olana)
  • Mevcut koşullardan uzaklaşabilir.
  • Kendi içinde biraz daha dönüşüm gerçekleştirebilir, kendi egosunu durdurabilir, kendisinin ötesine geçebilir - Transzendenz (öz aşkındalık).

Bu, Frankl'ın "kişinin gerçekliği" ilişkin onuncu tezinde şu anlama gelmektedir: "Sonunda, kişi sadece Tanrı'nın bir görüntüsü olarak anlaşılabilir" (Frankl,1951).

Biyoloji, psikoloji, nöroloji, sosyoloji ve benzeri bilim alanları, insanın varoluşunun anlaşılmasına yönelik önemli bilgiler sağlamaktadırlar. Ancak, kişi olarak bir insanın ne ve kim olduğu, aşkındalık (Transzendenz) ile oluşur. İnsanın asıl kimliğine ilişkin bilgisi ise her bir insanın vicdanında verilmiştir.

İnsanlar günlük yaşamlarında içsel anlamda duydukları tinsel (geist) kuvvete kulak vermeleri gerekmektedir. ’Logosun Sesi’ne yani "anlamın sesi"ne kulak verip insanın kendini gerçekleştirmesi gerekir. Bu sebeple anlama ve algılama sürecinde noetik güçlerin harmonik şekilde birleşmesi önemli rol oynamaktadır.

Logoterapi, geist üzerine yoğunlaşan özel bir psikoterapi şeklidir. Nevroz ve depresyonların üstesinden gelinmesi ve yeni kişisel değerlerin bulunması için öz uzaklaşma (Selbstdistanzierung) ve öz aşkındalık (Selbsttranszendenz) gibi tinsel alanlarda çalışmalar uygulanır.

Logoterapide, her insanın kökeninde anlam arayışı içerisinde olan bir varlık olduğu varsayılır ve herkesin kendine özgü bir değer duygusu olduğu belirtilir. İnsanın kendi değerlerini yaşayamaması ve anlam isteği (anlam iradesi) uzun süreli olarak engellenirse, varoluşsal boşluğa düşer ve burada sıkışıp kalır. Varoluşsal boşluk ise insanı başarısızlıklara götürecektir. Bu süreç kişileri nevrotik bozukluklara, depresyona, can sıkıntısına, çalışmaya karşı isteksizliğe, korkulara, fobilere ve nihilist düşüncelere sürükler. Aynı şekilde tembellik, bağımlılık gibi davranış bozukluklarına neden olur. Varoluşsal boşluğun dayanılmaz vakumuna karşılık anlam ve anlam istenci (anlam iradesi) ile karşılık verilmektedir.

Psikoterapiye "logos"un dahil edilmesi, şu anlama gelmektedir:

"Acı çekmenize veya üzülmenize neden olan problemler, çözümü gerçeklemesi mümkün olmayan şeyler değildir. Keşfetmeniz gereken anlam ve önemi bulun, bunun gerçekleşmesi sizin ilerlemenizi sağlayacaktır. Sizi kriz durumuna getiren ve en güçlü yanlarınıza meydan okuyan transsübjektif bir anlam mevcuttur. Bunu gerçekleştirin ve böylece, iyileşmeye yönelik bir adım atmış olursunuz. Bir anlamla ilişkili olduğunu unutma!".

Varoluşun psikoterapiye dahil edilmesi şu anlama gelmektedir:

"İçerisinde bulunduğunuz krizin nasıl şekillendirileceği konusunda serbestsiniz ve aynı zamanda, bundan siz sorumlusunuz. Sizin varoluşunuz, bir ağacın veya bir taşın varoluşu gibi değildir, aksine burada kader faktörlerine rağmen gelişen, açılan, yayılan ve (büyük ölçüde) özgürce hareket edebilen bir ruhsal varoluş da söz konusudur. Kendi ruhsal sorumluluğunuzu hiç kimseye devredemezsiniz! Bu nedenle, bir ayrılığın ardından, hasta olduğunuzda, işsiz kaldığınız dönemde veya ağır bir bahtsızlık ve şanssızlık döneminden sonra kendi durumunuzu, yine kendiniz belirler ve şekillendirirsiniz. Çünkü burada sen bir kurban değilsin, aksine burada sen kendi hayatının tasarlanmasından ve şekillendirilmesinden sorumlusun.".

Logoterapi’nin uygulama alanları: Noojenik (tinsel süreçlerin neden olduğu) nevrozlar ve depresyonlar; psikojenik nevrozlar ve psikosomatik hastalıklar; endojen psikozlar (burada destekleyici terapi olarak kullanılır) ve tedavisi mümkün olmayan hastalıklarda; (tıbbi manevi bakım veya tıbbi manevi destek), varoluşsal hayal kırıklığı ve değer belirsizlikleri veya değer çatışmaları; oryantasyon krizleri veya travmaya bağlı bozukluklarda.

Logoterapi ve varoluş analizi yöntemleri: Paradoksal niyet, derefleksiyon (düşünce odağını değiştirme), tutum modülasyonu, anlam merkezli aile terapisi, Sokratik diyalog, Sokratik Sorgulama, biyografi çalışması, Bilinçli Farkındalık çalışmaları, imajinasyon çalışmaları, Focusing Yöntemi (Odaklanma Yöntemi), Mucize soru sorma yöntemi ve çok daha fazlası bulunmaktadır.

Logoterapi’nin temel tezleri

  • Her insanın en azından potansiyel olarak irade özgürlüğü vardır, özgür iradeye sahiptir ve bu tinsel (geist) temelli özgürlük, her insanın araması ve gerçekleştirmesi gereken bir anlam vardır. Logoterapi’deki insan kavramı, işte bu teze dayanmaktadır.
  • Bir psikoterapötik tedavi uygulama olarak, logoterapi, her insanın kendi içinde doğuştan bir anlam iradesi isteği olduğunu söyler. İnsan bu anlam arayışını dönüştürme gayreti ve çabasıyla canlanır ve ancak, kendisine yüklediği özel anlamı gerçekleştirdiğinde, mutlu olur.
  • Bir hayat felsefesi ve yaşam öğretisi olarak logoterapisi, yaşamın kayıtsız ve şartsız bir anlamı olduğunu ve "bunun hiçbir şart altında kaybolmadığını" varsayar. Ancak, bu anlam insan algısından kaçabilmektedir. Bu nedenle, yeniden hissedilmesi ve algılanması [keşfedilmesi ve gerçekleştirilmesi] gereken ve tüm insanlığı kapsayan bir olgudur.

Değer ve anlam odaklı olan Logoterapi hem danışmanlık hem de psikoterapi alanlarında kullanılan bir psikoterapi ekolüdür. Logoterapi, hem kısa hem de uzun süreli seanslarda kullanılır. Ancak özellikle nevrotik rahatsızlıklarda kısa süreli tedavi [20 ile 25 seans arası] olarak kullanılabilmektedir. Elisabeth Lukas bir kişinin taşıyabileceğinden daha ağır bir acıyla karşılaştığı veya yaşadığı acil durumlarda ve kriz müdahalelerinde Logoterapi’nin kullanılabileceğini yazmıştır.

Logoterapistler danışanlarına herhangi bir "anlamlandırma reçetesi" sunmaz [Viktor Frankl, “anlam reçetesi yoktur” demektedir], aksine daha çok kişinin kendi kişisel anlamını keşfetmeye kişiyi harekete geçmeye davet eder.

Logoterapi, aşağıda belirtilen kişiler için tavsiye edilmektedir:

  • Nevrotik rahatsızlıkları olan insanlar için,
  • Psikotik rahatsızlıkları olan insanlar (örneğin: Psikiyatri tedavisi gören endojen depresif insanlarla ve/veya bipolar veya manik rahatsızlıkları hastalarla ve psikiyatr tarafından tedavi edilmekte olan şizofreni hastalarıyla, burada logoterapistler tıbbi uzmanlarla işbirliği içerisinde destekleyici terapi uygulaması yapabilirler).

Bu nedenle, logoterapi eğitiminde acı çeken insanlara büyük ölçüde yer verilir. Sadece "trajedi üçlüsünü" (acı, suçluluk ve ölüm) değil, aynı zamanda "neşe üçlüsünü" de (neşe, şükran ve mizah) dikkate alır. Logoterapisi, aynı zamanda kişinin özellikle varoluş analizi bakımından kendi yaşam dengesini kişiye özel anlam bütünlüğü içerisinde kurabilmesine yardımcı olur.

Bu, doğuştan var olan anlamlandırma bilincinin uyarılmasıyla sağlanır; İnsan eşsiz, benzersiz ve biriciktir. Ve bu biricik olan insanı hayat içerisinde her an ve daima yeniden önemli, anlamlı ve değerli bir şeyler bekler. Bunu, onun yerine hiç kimsenin onun yaptığı gibi gerçekleştirmesi mümkün değildir. Danışan kişinin sağlığının iyileşme süreci, büyük ölçüde anlam inancıyla desteklenir. Bu elbette karşılıksız bir çaba değildir, aksine bu çabanın kaynağı kendisinin önemli olduğunu bilmesi, doğuştan itibaren benzersiz ve eşsiz olduğunun farkında olması, kendi kendisini sevmesi, onaylaması ve gerçek şifanın en başından itibaren kendi içerisinde saklı olduğunu bilmesidir.

İnsanın hasta veya ruhsal bakımdan zayıf olup olmadığı veya yaşamının kader faktörlerine ve psikolojik belirleyicilere bağlı olarak ayrışıp ayrışmadığı ve kaderci olup olmayışı, pratik anlamda önemli bir fark yaratır. Kaderin inkar edilemez oyunlara rağmen, kişinin kendi içerisinde saklı olan tininin (geist) bozulmamış ve zarar görmemiş olması, önemli bir fark yaratır. Viktor Frankl, tinin (geist) hiç hasta olamayacağını öğretir. Aynı zamanda şunu da vurgular: Somut değerler ile ilgili düşünceler özgürlük ve sorumluluk anlayışı insan yaşantının en başından itibaren tin (geist) ile verilmiştir. Kilit nokta bununun hissedilmesi ve anlaşılmasıdır.

Abdullah ÖZER

(Sosyal Hizmet Uzmanı, Klinik Psikoloji Uzmanı, Aile Danışmanı)

Ebru ÖZER

(Uzman Psikolog, Felsefeci, Aile Danışmanı)

KAPAT
ÖN KAYIT FORMU
Formu doldurun en kısa süre içerisinde biz sizi arayalım